İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

7 Mart 2017 Salı

FUTURE of MOBILITY: TO GO evaluation


China is ambitious. Chinese government has ambitious targets. Being the world leader (volume wise inarguably, technology wise still arguably) of global automotive industry is not sufficient. They want to be trend setter for the coming future mobility trends. In China, since market size is immense, every global player exists and compete with each other to be the surfer who catches the coming big wave. One of them from Mercedes Benz introduced TO GO mobility application to the Chinese Customer. In the article below, i write about my experience with TO GO as a user.
 
TO GO evaluation proverb:
when somebody does a good job, i simply admire it. i do so independent of the fact that if that person is my competitor, and/or admiration may not be in my best interest. because, i have seen doing so is fair as well as the only way keeping in touch with reality. the history is full of smart people and their efforts which could have been added on to the civilization, are either stolen or not appreciated somehow wasted at the end. i decided not to contribute to that waste with my life. therefore, i appreciate good work. for me this is quite straight logic. one can question at this point, should i also appreciate proactively my competitors when they perform good too? i think also yes. because if we are not doing the right thing that i believe we should, i do not know a shorter and a smarter way of showing to my own people where we should go and what we should do than simply appreciating someone else's good work. simple it is.


REGISTERATION: TO GO asks you to deposit CNY 1500 through online payment channels ALIPAY or WECHAT wallet. then you will need to upload a picture of your driving license. in few hours, you will be registered an eligible to drive a TO GO car.
ACCESSIBILITY: TO GO cars are located i n every other corner of the big cross roads. only in chaoyang there are dozens of these points, in Lianmaqiao, there are three parking points. at each point, there are multiple cars are parked. those park points are in the streets and free of charge. therefore, drivers do not have to pay anything for parking. those parked cars are seenable and rentable by the online application. TO GO cars also marked and painted seperately with company logo on the doors and therefore easily distinguishable from the other cars which are parked nearby.
BOOKING A CAR: is only possible through the application and only once the user is completely registered (pls refer to registeration here). as soon as user is clicked on any parking point on the application map, such as any of the three parking points in Liangmaqiao, the cars available in that parking spot are listed. There are different brands and models are available with a majority of them being SMART and CITROEN C3. in case there are multiple SMARTs or C3s parked in the same spot, each car is still distinguished with the plate number. once the user choose the car to rent, it is enough to click on a single button and the car is reserved for 15 minutes for that user to pick up the car. A user can three times reserve and not pick up within a day. then the application prohibits the same user for the same day to reserve any cars. Once the reservation is complete, the application asks the user to open up the BLUETOOTH. the user can be KMs away from the car as well as just standing by. As long as the car is not matched with the BLUETOOTH of the user's device, the car will not unlock the doors. i think this is pretty cool speciality.

 
TO PICK UP: so as the user, up to now you are registered in the app, located the car on the map, reserved it online, arrived to the reservation point, found the car physically and unlocked the doors by clicking a button. from then on, the app starts to charge you till the moment you park the car in one of the marked parking points on the map and lock the doors with the button in the app. Also as soon as the doors are open, the 15 MINs count down to pick up the car stops and all available cars on the app map turns in to possible parking spots to end the rent.
TO DRIVE: as soon as you get in the car, you notice that the car keys are hanged on a long plastic rope, next to the driving wheel. also there is a USB charging cable for IPHONE and ANDROIDs available in the car since the powered mobile phone is essential to finalize the rent. All available cars are internal combustion engine but not electric cars with a full fuel tank so that you do not have to pay or worry about fuel. Besides, all available cars are automatic transmission so users do not have to deal with manual gearbox.  
TO PARK: it is true that you cannot park the car wherever you want but in the same pick up points marked on the map. The GPS tracks the user during the drive and also recognizes the final parking point. as long as the car is parked in the marked areas along with the other TO GO cars, the application permits to end the rent by clicking the end button on the app.
TO PAY: charging starts with a minimum fee of RMB 15 as well as RMB 1.88/KM and RMB 0.28/MIN charged. To put the costs in a perspective, in Beijing local taxis are opening up the taximeter from RMB 13 with an 3 KMs inclusive price but then on they charge RMB 2.3/KM and rmb 2/5MIN. so for long distances as well as jammed traffic conditions, TO GO charges users less than the taxi drivers. for example, i paid TO GO RMB 28.80 for driving 6.7KMs in 34 MINs on Monday morning. The identical drive would cost around RMB 36 with a taxi in Beijing. BONUS: there is further RMB 10 discount.
 

23 Ocak 2017 Pazartesi

Hesabi odemeden nereye gidiyorsun?*

9 Kasım 2016 Çarşamba

1922, Bursa: Küçük hanımlar, küçük beyler,


Küçük hanımlar, küçük beyler... 
Sizler hepiniz, geleceğin bir gülü, yıldızı, bir bahtının aydınlığısınız. 
Memleketi asıl aydınlığa gark edecek sizsiniz. 

Kendinizin ne kadar önemli, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. 
Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; 
kızlar, çocuklar!

M.K.A.

7 Kasım 2016 Pazartesi

1915, ertuğrul ve nusret'in hikayesi

Çanakkale Savaşı'nda işgal güçlerinin sadece denizden ve karadan değil, gökyüzünden de saldıracağını çok iyi biliyorduk. Ne de olsa tarihte ilk uçak saldırısına uğrayan bizdik! 1912 yılında, Trablusgarp'ta, İtalyan uçakların gökyüzünden üstümüze nasıl da ölüm yağdırdığını unutmuş değildik. Hal böyle olunca, tarihte ilk uçaksavarı kullanan da bizdik.. Haklısınız, o yıllarda "uçaksavar" diye bir silah yoktu elbette.. Masallardaki dev kuşlar gibi başımıza ateş yağdıran uçakları savmak için kullandıklarımız, ellerimizdeki tabanca ve tüfeklerdi.
Nusret, bir gece Çanakkale sularına bıraktığı mayınlarla İstanbul'a açılan kapıya kilit asan, savaşın seyrinde başarısı çok önemli olan bir gemidir.. Ama ben, yıllarca düşündüm, durdum: Bu işgal güçleri suda mayın olduğunu düşünemediler mi? Yıllar geçtikçe "yedi düvel"in böylesine basit bir hatayı yapmayacağına dair olan inancım güçlendi. 18 Mart öncesi, anlamı "korkusuz" olan işgal güçlerinin savaş gemileri "dretnot"ların güvertelerinden Çanakkale Boğazı'na bakan amiraller, bırakın amiralleri onbaşılar dahi suda mayın olduğunu mutlaka biliyorlardı. Öyleyse Nusret'ın başarısında anlatılmayan, tarihin karanlık bir köşesinde unutulan eksik bilgi neydi?
Savaş hazırlıklarında, İstanbul'dan Kahire'ye gitmek üzere havalanan ama Edremit'te düşen Salim Bey'in uçağının enkazı da İstanbul'a getirilir. Enkaz dediysek, izlediğiniz filmlerle bilinçaltınıza yerleşen görüntüler gelmesin gözünüzün önüne.. Havacılık tarihindeki ilk uçak örnekleri düşünce bugünkü gibi infilak etmiyor, yapıldıkları malzemelerden dolayı adeta uçurtma gibi kırılıyorlardı.
İşte, bu uçağın pilotu olarak görevlendirilen Cemal Bey, Enver Paşa'nın Harbiye Nezareti'ndeki makam odasından içeri girdiğinde selamı çakar.. Enver Paşa, yanındaki Alman subayı göstererek: "Bu genç, müttefiğimiz Almanya'nın en iyi savaş pilotu Dr. Von Baumers'tir. Bize geldi... Uçağınızı yanınıza alarak hemen Çanakkale'ye gideceksiniz. Sen rasıt olarak görev yapacaksın."
Cemal Bey rasıt değil, pilot olduğunu, Alman pilota rasıt arkadaşlardan birinin eşlik etmesinin daha faydalı olacağını söylese de, son söz Enver Paşa'nındır: "Alman havacı senin uçuşunu beğendi. Beraber uçmanızı istedi."

Cemal Bey, tüm bu zorluklarda yanında olan "Mehmet"in gerçek kimliğini de şöyle açıklar: "Bakın o zaman yanımda bir makinist vardı: Vahran.. Ermeniydi bu çocuk. Usta bir montördü hani. Vahran'ın adını Mehmet yapmıştık."
Alman pilotun şekli şemalini ve Çanakkale yolculuğunu Fikret Arıt'ın "Türk Havacılık Hikayeleri" kitabının sararmış sayfalarından okuyoruz: "Kırmızı yüzlü, sarı saçlı, yirmi beş yaşlarında, cana yakın bir gençti. Yol boyunca Türk pilotuyla yakın dostluk kurdu. Konuşa gülüşe Çanakkale'yi buldular. Ünlü bir Alman havacının Çanakkale'ye gönderilmesi, Çanakkale müstahkem mevki komutanı Cevat Paşa'yı çok sevindirmişti. Von Baumers'e iltifat etti. Mükemmel döşenmiş bir eve yerleştirildi. Emrine bir otomobil verdi."
Uçuşlarıyla nam salmış Dr. von Baumers, uçağı hazırlayanların Cemal Bey ve makinist olduğunu, ilk uçuşu onların yapmasını isteyince, Cemal Bey pilot, makinist ise rasıt olarak ilk uçuşu gerçekleştirirler. İkinci uçuşta ise Alman pilot "Bu Fransız uçağı. Ben Fransız uçaklarına alışık değilim" diyerek uçağı Cemal Bey'e kullanmasını ister ve kendisi arkaya rasıt olarak oturur. Bu uçuştan sonra da Alman pilot hastalanır. Diğer uçuşlarda Cemal Bey pilot koltuğunda ve "Mehmet" diye seslendiği makinist ise rasıt koltuğundadır..
Bir akşam yemeğinde Alman pilot Cemal Bey'e ne kadar maaş aldığını sorar.. "6 lira" yanıtından sonra da uçuş priminin kaç lira olduğunu öğrenmek ister. Cemal Bey böyle bir prim almadıklarını söylerken, Alman subay saat başı para aldığını ve bunu kendisiyle bölüşmek istediğini belirtir. Cemal Bey'in sesi kararlıdır: "Türkler'de böyle bir adet yoktur. Biz kimseden para almayız."
Cemal Bey ve rasıt "Mehmet", uçuşlarında, tarihin seyrini değiştirecek bir keşfe imza atarlar: Çanakkale Boğazı'na bıraktığımız mayınlar temizlenmiş, İstanbul'a giden yol açılmıştı!.. Hayat Tarih Mecmuası'nın "Ocak 1969" tarihli sayısında Cemal Bey şunları anlatır: "Boğaz mayınlanmıştı. Biz de düşmanın mayınları toplayıp toplamadığını keşfedecektik. Birkaç defa uçtuk, baktık ki mayınlar toplanmış. Durumu hemen kumandanlığa bildirdik. Bir gün sonra, 4 Mart'ta Nusret gemisi boğazı tekrar mayınladı. Bir gün sonra da İtilaf Devletleri'nin dev zırhlıları mayınları temizlediklerini sanarak boğaza saldırdılar.Ve ağır kayıplar aldılar."
Soyadı kanunuyla "Durusoy" soyadını alacak olan Cemal Bey, tarihleri yanlış anımsıyor olsa da, Çanakkale Savaşı'nda yıllardır sorduğum sorunun yanıtını veriyor: Nusret'in suya mayın bıraktığı gecenin öncesinde, savaşın kaderini değiştirecek çok önemli bir uçuş vardır. O da, Cemal Bey'in yoldaşı "Mehmet" ile gerçekleştirdikleri uçuştur. Hem de, düşüp onarılmış bir uçakla!
18 mart günü, işgal güçlerinin donanmasını boğazdan geçirmekle görevli, kendisine mayınların temizlendiği yönünde bilgi verilen Fransız Amiral Emile Paul Amable Guepratte'ı yanıltan işte bu uçuştur..
Nusret'in başarısını ne kadar övsek, göklere çıkarsak azdır.. Ama bunu yaparken, en az onun kadar önemli bir görevi göklerde yerine getiren uçağımızı unuttuk, ne yazık ki!
O uçağın adı "Ertuğrul"dur.. Japonya'dan dönerken fırtınada batan ve 500'ü aşkın denizcimizin şehit olduğu geminin adıdır Ertuğrul.. Ve 2015, Çanakkale savaşının 100. yılıysa, Ertuğrul'un batışının da 125. yılıdır.. Çok uzaklarda, okyanusta batan Ertuğrul, bu faciadan 25 yıl sonra Çanakkale'ye bir uçak olarak dönecektir!
Ve bir gün, Çanakkale'ye Alman pilot Baumers'in tutuklanmasını emreden bir telgraf gelir! Kendini Alman pilot olarak tanıtan genç adam, Baumers'in evraklarını çalarak onun yerine geçen şoförüdür aslında!
Ertuğrul uçağının yolculuğunda Cemal Bey, tüm bu zorluklarda yanında olan "Mehmet"in gerçek kimliğini de şöyle açıklar."Bakın o zaman yanımda bir makinist vardı: Vahran.. Ermeni'ydi bu çocuk. Usta bir montördü hani. Vahran'ın adını Mehmet yapmıştık."Ertuğrul uçağını İstanbul'da onaran, söküp gemiye yükleyen, Çanakkale'de tekrar monte eden ve Yüzbaşı Cemal Bey ile birlikte ölümü göze alarak, yüreğinde vatan sevgisiyle uçan montör Mehmet, bir Ermeni olan Vahran'dan başkası değildir.
Ertuğrul uçağını yıllardır tek kişilik sahne oyunumda ve televizyon programlarında anlattım. 2013 yılında çıkan "Geyikli Park" adlı kitabımda da yazdım. Çanakkale Savaşı'nın 100. yılı nedeniyle uzun yıllardır araştırdığım ve günışığına çıkardığım, geniş kitlelerce bilinmesini sağladığım bu konunun adımın anılmadan kimi dergilerde, yazılarda kaleme alındığını görüyor, okuyorum.. Bu tür yazılarda ve anlatılarda Vahran Bey'in adı geçmemektedir. Bırakın adını "Mehmet" yapmayı, kendisini tamamıyla öyküden çıkarmış bulunuyoruz!
Oysa, Nusret gemisine hak ettiği değeri vermemiz gibi, neden Ertuğrul'un bir maketini yapıp yanında Cemal Bey ve Vahran Bey'in heykelleriyle birlikte Çanakkale'ye koymuyoruz? Ve neden, bu anıtın altına da şunu yazmıyoruz: "1915 yılında, Çanakkale'de, bir Türk olan Cemal ile Ermeni Vahran beyler, işgale karşı vatan savunmasında aynı uçakta ve aynı kalpteydiler.."

SUNAY AKIN

6 Kasım 2016 Pazar

Çaresizsen Çare-Sensin

- 7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı. 
- 8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi. 
- 10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı. 
- 17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı. 
- 24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı. 
- 25 yaşında sürgüne gönderildi. 
- 27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu. 
- 30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti. 
- 30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı. 
- 37 yaşında böbrek rahatsızlığından Viyana'da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı. 
- 37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu, dağıtıldı. 
- 38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı. 
- 38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı. 
- 38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkartıldı. 
- 38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun Kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı. 
- 39 yaşında idam cezasına çarptırıldı. 


Sonra Ne mi Oldu? 

42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu! Okuduğunuz öykü efsanevi lider Mustafa Kemal Atatürk'e aittir. Şimdi düşünün, sizin başarılı olmanızı engelleyen ama Atatürk'ün karşısına çıkmamış bir engel var mı? 

2 Kasım 2016 Çarşamba

1934, Milli Eğitim Bakanı

Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus’tadır. Bakan ise Niğdeli Abidin Özmen’dir. Bakan, makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır. Bakanın gür sesi:
-“Giriniz!” Atatürk’ün Yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler. Hoşbeşten sonra Yaver, Bakan Abidin Özmen’e bir zarf uzatır. Konuklara yer gösterir ve zarfı açar. Atatürk’ten gelen bir mektuptur bu:
-“Bay Abidin Özmen Milli Eğitim Bakanı...” Abidin Özmen zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur:
-“Yaver Bey’le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye parasız yatılı olarak kaydını yaptırıp...” Bu, Atatürk’ün bir emridir. Kesinlikle yerine getirilecektir. Bakan Abidin Özmen, Orta Öğretim Genel Müdürünü çağırtır ve şu direktifi verir:
-“Yaver Bey’in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukları Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının veli ve ödeyen hanesine Atatürk’ün ismini yazdırarak bana getiriniz” der. Bakanın emri yerine getirilmiştir. Abidin Özmen de kısa bir mektup yazarak Yaver Bey’le Atatürk’e yollar. Mektubun içeriği şöyle:
“Muhterem Atatürk, Yaver bey’le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım. Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi biri bulunduğu için; bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi. Bu nedenle her iki çocuğun da emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim ediyorum...”
Atatürk bu mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü’ye telefon ederek:
-“Bak” demiş, “Senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı”
diyerek olayı anlatmış. İnönü, Bakan’ı adına özür dilemiş. Atatürk:
-“Yok” demiş “Özür dileme. Çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve doğruyu gösterebilse...”
Tarihi değeri olan ve hiçbir yerde yayımlanmayan bu anının unutulup gitmesine gönlü razı olmayan Bakanın yeğeni yüksek mimar H.Rahmi ÖZMEN 15.08.1985 günü bu mektubu gazeteci yazar Vahap Okay’a iletir. O da 15.09.1985 te gazetesinde yayımlar

21 Mayıs 2016 Cumartesi

1920; Arkadaşlar!

Bazı arkadaşların yoksulluk içinde bu büyük dâvanın başarılamayacağını zannederek, memleketlerine dönmek arzusunda olduklarını duydum.
Arkadaşlar!
Ben sizleri bu millî dâvaya silâh zoruyla davet etmedim, görüyorsunuz ki sizi burada tutmak için de silâhım yoktur.
Dilediğiniz gibi memleketlerinize dönebilirsiniz.
Fakat şunu biliniz ki, bütün arkadaşlarım beni yalnız bırakıp gitseler, ben bu Meclis-i Âli'de tek başıma kalsam da, mücadeleye ahdettim.
Düşman adım adım her tarafı işgal ederek Ankara'ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silâhımı, bir elime de Türk bayrağını alıp Elma Dağı'na çıkacağım.
Burada tek başıma son kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım.
Sonra da bu mukaddes bayrağı göğsüme sarıp şehit olacağım.
Bu bayrak kanımı sindire sindire emerken, ben de milletim uğruna hayata veda edeceğim.
Huzurunuzda buna and içiyorum.

Mustafa Kemal Atatürk
(1920-Birinci Büyük Millet Meclisi'nin gizli celsesinde)